7 Ağustos 2007 Salı

Navenrialin Gölgeyaprak

Önnot: Bu özgeçmiş Lachoria'da yaratılmış bir karaktere aittir. Biz pek sevdik kendisini, siz de sevin diye paylaşalım dedik (=

Navenrialin Gölgeyaprak

Kırklarını aşkın bu ince yapılı yarım elfin boyu bir sekseni biraz geçmektedir. Omuzlarına kadar dökülen, artık kırlar düşmeye başlamış olan dalgalı kestane rengi saçlarının ön kısımlarından bir tutamı güneyli çöl elflerinin gelenekleriyle örülmüştür ve örgünün ucundan sarkan gümüş çan üzerindeki çeşitli rünler ve işlemeler dikkat çekmektedir. Kemikli yüzünün ince ve keskin hatları içersinde buz grisi gözleri belirgindir. Bunun haricinde yüzünde dikkat çeken noktalardan biri sağ kaşının üzerinden başlayarak elmacık kemiğine kadar inen hançer yarasıdır, ki öylesi derin bir yaradan gözün nasıl olup da hasarsız kurtulduğu bir muammadır. Fark edilen ikinci nokta ise sol yanağının neredeyse tamamını kaplayan bir anka kuşu dövmesidir.

Bunun haricinde kılık ve kıyafetine gelirsek, öncelikle en dikkat çeken şey omuzlarında ayak bileklerinin biraz üzerine kadar dökülen, gölge ipeği ve ritonyum madenlerinin zarafetle işlenmesinin ürünü olduğu belli olan kara pelerinidir. Pelerinin paçalarında birbirine eşit aralıklarla uzanan dokuz garip işlemeli kopçadan sekizi, hepsi birbirinden farklı işlemelere sahip sekiz hançeri kavramaktadır. Pelerinin iki yakasını kraken kabartmasıyla işlenmiş, obsidyen bir yaka düğmesi bağlamaktadır. Pelerinin altında füme rengi, paçavra haline gelmiş bir gömlek göze çarpmakta. Gömleğin en son iki düğmesi hariç tamamı kopuk olduğundan önü açık. O açıklıktan gömleğin altında da herhangi bir zırh olmadığı, bilakis geçmiş senelerin yadigarı onlarca yara izi dikkat çekiyor. Bunun haricinde Navenrialin'in göğsünde yay şeklinde işlenmiş parlak eflatun renkli yüksek elf lisanındaki dövme rünler göze çarpıyor. Dikkat eden ve yüksek elf rünlerini okuyabilen kişiler yazıların bir ritüelin dizeleri olduğunu ve "And olsun ki kan ve ölümle bezenecek yolların. And olsun ki ölümden sonra bile kan dökmekten azad olmak yok sana. And olsun ki huzur yok. And olsun ki uyku yok." yazmakta olduğunu çözebilirler.

Yine füme renginde olan pantolonu da gömleği gibi oldukça yıpranmıştır. Pantolonunu sarmalayan kemerin çeşitli kısımlarında çokça kese ve deri bir çanta sarkmaktadır. Pantolonun sağ ve sol yanında baldır kısımlarına sıralanmış ince uzun cepçiklerin beşinden üçer santim çapında ve otuzar santim uzunluğundaki tam amacı kestirilemeyen boruların uç kısımları görülmektedir. Sağ yanında ikisi de oldukça iyi işlenmiş kabzaları göze çarpan ve kınlarından biri meç diğeri ise pala olduğu düşünülebilecek iki kılıç sarkmaktadır.Palanın korumalığının göbeğindeki irice, uçuk mavi kristal kendini belli etmektedir. Bunun haricinde kemerin arka tarafından ince tellerle sarkıtılmış, yirmi ila otuz santim uzunluğunda dişe benzer altı kemiğin sarktığı pelerin üstlerini örtmediği takdirde görülebilir.

Ayaklarında bir çift siyah yekpare deriden işlendiği düşünülebilecek sandalet vardır. Sol elinde birinin göbeğinde bir yakut bulunan iki yüzük göze çarpar. İkisi de gümüş olan yüzüklerden ikincisi, üzerinde yanağındakini andıran bir mühür bulunan bir mühür yüzüğünü andırmaktadır. Sağ elinde ise koyu renk bir metalden işlenmiş bir diğer yüzük yer almaktadır.


Navenrialin'in nasıl bir adam olduğuna gelirsek;

Hafif ve gösterişsiz adımlarla yürüyen, genelde bakışları dalgın olan, sol omzunda gümüşi tüyleri olan albino bir kuzgun, elindeki tasmanın ucundaysa siyah gözlerinin derinliklerinde kırmızı birer ışık derinden yanan bir gölge tazısının eşlik ettiği sessiz bir adamdır denilebilir.

Fakat kendisi hakkında gerçeklik payı taşıyan ya da taşımayan söylentiler de mevcuttur:

Kimilerine göre acımasız bir katildir, kimilerine göre sebepleri kendinden meçhul amaçları olan bir adam. Paraya ruhunu satmış kiralık bir bıçak olduğunu, öz babasını öldürdüğünü, kardeşlerinin ruhunu ebediyen hapsederek azap çektirdiğini iddia edenler olmuştur. Hangi şehirlerde daha çok dolanıyorsa oralarda daha fazla hanın içki masalarının söylenti mezesidir. Krallara suikast düzenlediği, bazılarında başarılı olduğu, tahta çıkan hükümdarların kendisiyle pazarlık etmeyi siyasi programlarının ön sıralarına aldığı gibi uçuk iddialar ve hatta bunların bile yanında sönük kaldığı iki ejderhanın avcılığında rol aldığı gibi söylentiler vardır. Zaten isminiz biraz duyulursa söylentiler hep vardır.

Daha gerçeklik payı olan söylentiler de vardır; Anka Tarikatı'nın Dokuz Küllenmeyen Alevi'nden biri olduğu, tarikat konsülünün dokuz sandalyesinden birinin - en azından şimdilik - onun olduğu söylenmektedir. Ki bunun önemi büyüktür, tarikatın amaçları hakkında çelişkili bilgiler olsa da çok önemli bir siyasi gücünün olduğu açıktır. Dokuz konsül üyesinden biri ve makamından edilmiş eski bir dük olan Korsan Simon'un konsüle ilk geçtiğinde kendisine eski makamının yanı sıra pek çok imtiyaz teklif eden sabık kralına yanıt olarak "Bir kralın divanındaki gümüş kakmalı kolları olan bir koltuk yerine Anka Konsülü'nün dokuz abanoz sandalyesinden birini yeğlerim. Zira bir kralın hangisinde oturandan daha çok çekineceği ve hangisinde oturanın siyasi otoritesinin daha baskın olduğu çok açıktır." mesajını yolladığı resmi olarak gizli devlet arşivlerinde kayıtlara geçmiştir.

Ayrıca Navenrialin'in gölge dansçılarına ait olan Gölgeler Salonu'ndaki İpek Taht'ın şu andaki sahibi olduğu da bilinenler arasındadır. Kendisine kuzey illerinin pek çoğunda "Gölgede Yüzen Kraken" lakabının takılması boşuna değildir; yarımelfin doğduğu şaman kabilesinde kendisine kabile tarafından ilk verilen isminin "Meltemle Gölgeye Savrulan Yaprak" anlamına gelmesi ise tesadüf müdür bilinmez.

Ayrıca kendisiyle Karanlıktaki Hançer Suikastçıları arasında bir karşılıklı dokunulmazlık anlaşması olduğu, saçında asılı duran çanın bunun bir sembolü olduğu da söylenmektedir. Daha az bilinen gerçek bu anlaşmanın ancak ikinci görüşmede netlik kazanabildiği, suikastçıları bu anlaşmaya daha sıcak bakar hale getiren olayın ilk görüşmede Gölgeyaprak ve üç danışmanına yapılan suikast teşebbüsünün altı Yüce Hançer'in ölümü gibi bir faciayla sonuçlanması olduğudur. Gölgeyaprak'ın ikinci görüşmedeki konuşmasına "Bizi karanlıktaki hançerlerle sindirmeye çalışan sizler, karanlığın gölgelerle bezenmiş ve gölgelerin gerçek hakimininse kimler olduğunu unuttuğunuzu düşünüyorum..." gibi etkili bir girişle başladığı rivayet edilmektedir.

Bunun yanı sıra kendisinin kılıcın ana disiplinlerinden üçü olan Kadife Yol, Kaplanın Adımları ve Gölgedeki Meltem öğretilerinin önemli ustaları tarafından eğitime alındığı söylenmektedir. Hatta Kadife Yol baştapınağının altı sene önce yaptığı resmi açıklamaya göre kendisinin tapınağın en önemli sembolü olan "Mutlak Hüküm" adlı meçin mevcut emanetçisi ve koruyucusu olduğu bildirilmiştir.

Eklemek gerekir ki kendisinin yine Anka Tarikatı'nın Dokuz Küllenmeyen Alevi'nden biri olan Çingene Kraliçe Esmeralda'nın yakın dostu, kimi abartılı iddialara göre ise sevgilisi, olduğu bilinmektedir. Gölgeyaprak'ın çingenelerin meşhur "Sırlar Kitabı"nı en son okuyan kişi olduğu ve çingene gelenekleri gereği kitabın kilidinin anahtarının kendisinde bulunduğu söylenir. Zaten efsaneye göre kitap okunduktan sonra okuyan son kişi ölene dek kitabın sayfaları boş birer yapraktan ibarettir. Yine Esmeralda'nın kendisine çok özel bir hediye olarak "Dilencinin Paçavraları"nı verdiği, Gölgeyaprak'ın da bu gömlek ve pantolonu gururla giydiği söylenir.

Gölgeyaprak'ın başyamağı olan Haldun'un bir gece alkolün çok tüketildiği bir han sofrasında şu sözleri sarf ettiğine kulaklarıyla şahit olduğunu iddia edenler vardır, tabii eğer ilk kulaktan şahitlerse söz konusu han oldukça büyük olmalıdır: "Ah, kardeşim, o adamı sadece bir kez öfkeye kapılmış gördüm, kız kardeşlerinden birinin katilinin izini sonunda bulmuştu. Ah, daha önce hiç korkmadığımı iddia edecek kadar sarhoş değilim ama yemin ederim, dehşetin ne olduğunu ben o zaman öğrendim! Esmeralda denen yosma o adamın asıl maharetinin iki kılıcı aynı anda kullanmakta yattığını söylerdi ama o ana kadar onun Mutlak Hüküm'ün yanında salınan o kahrolası palayı çektiğini ilk defa o öğleden sonra gördüm. O mavi kristal ışıl ışıldı. Bir an için kulaklarımda kadırga topları patladı ve kafamı kaldırmayı başardığımda ustam haykırıyordu 'Gelin! Bana gelin! Mahşer yerinde festival var bugün!'. Ve geldiler kardeşim... Önce dikkatimi çekmedi. İlk başta birkaç atmaca, şahin, kartal ve akbabadan ibaretti; birkaç serçe, saksağan ve hatta martı bile gördüm. Kahretsin, en yakın denize on milden daha uzaktık! Sonra onlar geldi... Kuzgunlar ve kargalar; binlerce, on binlercesi! Zavallı herif ölmediği halde bir adamın leşine yol alır gibi gözlerini kan bürümüştü. Ah, Kaplanın Adımları'nın neyi andırdığını o zaman anladım! Anka Konsülü'nde adamı neden Kuzgun Kral diye çağırdıklarını o zaman anladım! Ondan sonra gördüklerimi anlatmamı benden beklemeyin, çünkü tarif etmem mümkün değil. Ama tek bir şey söyleyebilirim, gölgeler vücut bulmuş raks ediyordu! Ah, kardeşlerim, gün gelir de o adam bana yüzünde o ifadeyle o kılıcı doğrultursa, onların gelmesini bekleyeceğime hançerimi kendi gırtlağıma dayayıp kesiveririm! Siz daha ölmeden kuzgunların bedeniniz üzerinde şölen vermesinin nasıl bir manzara olduğunu hayal bile edemezsiniz... Siz gölgelerin türkülerinin ruhunuzu nasıl titrettiği bilemezsiniz…"

Gölgeyaprak'ın maharetlerinden birinin de dans konusundaki üstün yeteneği olduğu söylenir. Kilkia'nın meşhur dans öğretmenlerinden biri olan Omalia Malenod kendisini sekiz sene önce bir davette bir buçuk saatliğine dansa kaldıran Navenrialin için hâlâ "Ne diyebilirim ki? Ben o geceden sonra herhangi biriyle dans etmeye olan tüm tutkumu kaybettim. Diğer yaptığı şeylerin hiç birini yapmasına gerek yoktu, o adam sadece dans ederek hayatını krallar gibi sürerdi..." demektedir. Yine çingeneler, hayatını en az üç kere kurtaran Esmeralda'nın her seferinde borcuna karşılık kendisi için her şeyini ortaya koyarak dans etmesinden başka bir şey istemediğini anlatırlar. Hatta Esmeralda ile bir kez baş başa yemek yeme fırsatı bulduğunu ve söylentilerin gerçeklik payını ağzından kapmaya çalıştığını söyleyen Skottar prenseslerinden Oriona esmer kadının şuh bir şekilde gülümseyerek "Alacakaranlıkta süzülen bir kelebek gibidir bazen, onu izlerken bir engereğin gözlerine baktığında kapıldığın o ürperti kaplar üzerini. Herkes dans edebilir ama o… O raks eder! Ona eşlik etmek istersin ama bedeninin yetersiz kalacağını bilmenin acizliğiyle yüreğin incinir…" dediğini iddia eder.

Batı illerinde kendisine "Gölgelerin Azizi" lakabının takılmasına neden olan söylentilerden bir örnek ise küçük bir kasabalının ağzından birebir aktarıldığı haliyle şudur: "Ah dostum, onunla ilk karşılaştığımda daha çok ufaktım. Babam gözlerimin önünde katledilmişti, haykırarak ağlıyordum, kimse beni susturmayı başaramıyordu. Muhtemelen doru atıyla yoldan geçiyordu. Duraksayıp atından indi, yanıma geldi, neden ağladığımı sordu. Anlatacak halde olmadığım için etraftakilerden dinledi. Eğilip suratımı tek eliyle kavrayıp gözlerimin içine bakarak 'Onu sana getireceğim' dedi; o zamanlar çok gençti sanırım, gözlerinde söylediklerine inanan delikanlıların parıltısı vardı. Nedense bir an için ona inandım ve kendimi biraz daha toparladım, o da atına binip gitti. Birkaç gün umutla bekledim ama gelen giden olmadı tabii. Zaman aktıkça hayatımdan geçen pek çok yalancıdan biri olduğuna karar verdim. Bir çocuğu avutmanın en kolay yolunun ona yalan söylemek olduğunu çocuğunuz olduğunda öğrenirsiniz. Sanıyorum aradan on altı yıl kadar geçti, evliliğimin daha ilk senesiydi, karımsa hamile. Her şeyi unutalı çok olmuştu haliyle. Sonbahardı, akşamüstü, üzerinden on yıl geçmiştir ama daha dün gibi anımsıyorum. Sağanak vardı, hava çok kapalıydı, kapım çalındı. Açtığımda karşımda kucağında kanlar içinde bir ceset tutan bir adam duruyordu, yüzü pelerininin başlığının ardında saklıydı. Korktum haliyle! Ama tam kapıyı kapatacakken kucağındaki cesedin yüzünü gördüm tesadüfen. Saçlarına kırlar düşmüştü ama hiç unutmayacağım bir yüzdü; insan babasının katilinin yüzünü unutabilir mi? Cesedi eşiğe bırakıp başlığını geriye doğru iterek doğruldu. Gözlerinin altı uykusuzluktan mosmor olmuştu ama, ama oydu! On altı sene önce bana söz veren adam! Dilim tutulmuştu ama o gayet sakin 'Omlet yapacak yumurtan var mı? Açlıktan bayılmak üzereyim.' diyiverdi. Ne yapacağımı bilemediğimden içeri buyur edip ocağa koşturdum. Kim olduğunu o sırada öğrendim, o zamanlar tanınmaya başlamıştı. Omletini yerken ona yaptığının karşılığını ödeyecek hiçbir şeyim olmadığını söyledim mahcupça. Umursamadan çatalındaki bir omlet parçasını kaldırıp, beklediğimden daha lezzetli, dedi; herif gülümsüyordu. Yemeğini yedikten sonra kalkıp kapıya yöneldiğinde 'Neden?' diye sordum. Yağmurlu bir havada en son giyilmesi gereken şey olan o garip sandaletleri ayağına geçiriyordu, bir an duraksadı ama dönüp bakmadı bile. Sadece 'Sana söz vermiştim… Beklettiğim için kusura bakma.' dedi ve kapıdan çıkıp gitti. Bazı yerlerde onun adını gölgelere sinmiş bir iblis gibi anmaları umurumda bile değil, ahbap; o benim için on altı yıl önce ağlayan bir çocuğu avutmak için verdiği sözü bile tutan bir adamdır, kendi yaşadığım başkalarının dedikodularından kıymetlidir. Gölgeler bir aziz peydahlayabilseydi piçleri o olurdu. En son dört sene önce gördüm ama arada sırada hâlâ omlet yemeye uğrar, sırf onun için laf olsun diye bir kümes kurmuştum ve kahrolayım ki şimdi o kümes sayesinde kıçımı bile doğrulttuğumu söyleyebilirim..."


Gölgede Yüzen Kraken, Kuzgun Kral, Gölgelerin Azizi; güney illerinde bazen çağrılan adıyla Samyeliyle Gelen Umut; kıtanın ortalarında Leş Kargası; ada diyarlarında Gül Bırakan; pek çok adla çağrılan insanlardan biridir Navenrialin Gölgeyaprak. Hangilerini hak edip, hangilerini etmediğiniyse pek az kişi bilir.

1 yorum:

MLOK dedi ki...

Çok güzel çok sevdim ama itiraf etmeliyim ki bu karakter KAVARAH ta değil diyede kıskandım alp Navadret'inde özgeçmişini istiyoruz. Kızıl saçlı tufanın